Çarşamba, Temmuz 06, 2011

Şike ve Taraftar

Anlayamadığım şeyler var ve bu beni sinire kesiyor. Taraftarlık kisvesi altında yaşayan, hareket eden insanların davranışları, küçüldükçe boş tehditler savuran insanlarınkiyle paralel şekilde seyrediyor. Bahsettiğim şey temelinde Fenerbahçe'nin yer aldığı şike mevzuu. Çok ender sayıdaki Fenerbahçeli hariç, bu arkadaşların tamamına yakını kulübünü savunmakla iştigal. Tahmin ettiğim kadarıyla bu hangi takımın başına gelse aynı tavır gösterilicekti. Lakin, 22 yılda anlayabildiğim kadarıyla bu tip taraftarlık Fenerbahçe'de daha mevcut durumda, veya ben iyi Galatasaraylılarla arkadaşlık yapıyorum veyahut biz Fenerbahçe'yi yenemiyoruz diye bizdeki salaklar fazla ortaya çıkamıyor.. Çünkü bu adamlar maçlardan sonra siktik, soktuk, kocanız, karımız muhabbeti çeviren yani genele hakim olan gerizekalı ve güç dinine mensup kişiler. Neyse her durumda bu savunma hâli haddinden fazla saçma.

Şöyle ki; herhangi birinin, bu kadar büyük para ve nüfuzun döndüğü bir ortamda kulübümün başkanı böyle bir şey asla yapmaz demeye cesaret etmesi ne kadar kabul edilebilir? Hem de Aziz Yıldırım tipinde bir insanı masumluk ön kabulüyle savunmanın nirengi noktası neresidir? Biliyoruz ki bu kulüpler, artık bizim onları sevdiğimiz zamanki hâlde değiller. Artık onlar telefon hattı, forma, hisse senedi vb. satmak gibi profesyonel amaçlarla ve hâlâ amatör kafalarca yönetiliyorlar. Zaten bu nedenle bu lig, bu takımlar bu kadar kötü ve başarısızlar. Ne o, ne de bu olabilen eklektik bir yapının sağlam kapitalist temeller üzerine kurulmuş bir dünyada var olma çabasına ancak hüsran eşlik eder. Biz taraftarlar da başarı için ölüp bittikçe, güzel adamın değil de kazanan adamın arkasında durdukça kendine göre bir kazanma ahlâkı olan bu sistemde kazandıkça kaybetmeyi kaldıramaz hâle geliyoruz.

Tek söylediğim şey şudur; bizler takımımızı sevelim. Sevelim ama başkasını sevenleri garipsemeyelim. Anlamayalım onları bu renkler varken başkasına nasıl gönül kayar diyelim ama başkasının rengini kendi fırçamızla boyamayalım.  Sevelim her koşulda ama kötüleri korumayalım. Kişileri kulüplerle eş anlamlı görmeyelim. Yani, Aziz Yıldırım, Fenerbahçe değildir. Fenerbahçe, cumhuriyet değildir. Cumhuriyet yıkılmaz değildir. Fenerbahçe de yıkılır. Çünkü Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş... hepsi artık siktiri boktan bir şirkettir. Artık her şey iflas edebilir. Bir günde üç kulüp 406 milyon TL değer kaybedebilir. Bazı takımlar küme de düşebilir ama sen sevmeye devam edecek misin? Soru budur. Sen Aziz Yıldırım'dan böyle bir yöntemle de olsa kurtulduğuna sevinecek misin, yoksa pislikler halının altında dururken üstünde durmak mı niyetin?

Galatasaray'ın temiz olduğunu hiç iddia etmedim. Bilmiyorum elbet olma ihtimali vardır pisliğin benim de görmediğim bir yerde. Lakin, Cemal Nalga hadisesinde "küme düşsün bu takım" dedim ben. Üzüldüm, sindiremedim. Ama düşsün dedim. Yeter ki, sen "ama sanki siz çok temizsiniz" deme güzel kardeşim. Pislikleri bir araya getirip kiminki hangisiydi belli olmasın diye çaba gösterme. Ankaragücü, Zalad falan diye yorma kendini. Pislik pislikle temizlenmez, sadece ayırt edilemez hâle gelir ki bu elbette sıhhî bir durum değildir.

Meramım şudur aslında; bu kadar sevmeyelim gücü. Kazanmaya bu kadar hevesli olmayalım. Taraftarlık sevmektir ve sevgi ile kazanmak aynı düzlemin kavramları değillerdir. "Alex konusunda hocayı uyardık, Alexsiz takım olmaz dedik. O da kabul etti. Hatalarını kabul etmek erdemdir." diyebilen bir kulüp başkanını sevmeyelim mesela. Buradan başlayabiliriz. Bundan utanıp belki biraz susabiliriz. Varsa birinin art niyetli hareketi çıkarılsın ortaya. Kimde ne varsa yok edilsin. Yola öyle devam edilsin.

İçimde kalmış derdimdir: Hagi başarısız oldu diye küfreden Galatasaraylı da siktirsin gitsin.
(Fikrimi anlatabildiysem, bu da yazının geneliyle aynı doğrultudadır)

Cuma, Ekim 22, 2010

Karın Ağrısı


Uzun zamandır böyle üzülmemiştim. Bir insana bu denli bağlanmamıştım. Gözlerimin önünde çökmesini, heycanını yitirmesini, değersizleştirilmesini an be an izlemek canımı acıttı. Sonuç her ne olursa olsun kalacak yalanına yalan olduğunu bilerek inandım. Bir umut dedim içimden, gitmeyebilir.

Bazı şeylerin yanlış olduğunun, ters gittiğinin farkı değil miydim? Farkındaydım ama gitsin istemedim. Bazen de istedim. Kendim için bir şey istediysem canım çıksın. Gitsin de kurtulsun dedim, Arda'ya da diyorum bunu bazen. Ben sevdiğim kahramanların en sonunda kazanacaklarını bilsem de baştan dayak yemesini istemiyorum.

Söyleyecek, kusacak çok şeyim var ama hala o kadar sakinleşemedim. Hala midem bulanıyor olanları düşününce. Rijkaard ilk geldiğinde hissettiklerim, hala dün gibi bakıyor bana. Ben eskisi gibi olamayacağını bir Servet gitmeyince, bir de saçlar gidince anladım. İstemediğin insanlarla aynı ortamda bulunmak dayanılmazken, beraber bir amaç uğruna çalışmak ne kadar mümkün olabilir?

İnan, bana hiç gitmeyecek gibi gelmişti ilk geldiğinde, çünkü onunla artık çalışmama kararı vermeye yetkin biri yoktu kulüpte. Kim hangi cür'etle karşısına çıkıp bu kararı açıklayabilirdi ki? Kulübün içinden çıkmış birinden ret cevabı alacak kadar kulübün adını zedeleyenler elbette.

Yaşandı ama bitmedi. Maalesef saygısızca oldu. Kendimi mahcup hissediyorum. Galatasaray başarılı olunca elbette seviniyorum, yenilince elbette üzülüyorum. Hastalıklı değilim, ancak hiç şampiyon olamamamız, Rijkaard'ın böyle gitmesinden az üzerdi beni. Ki dört yıldır şampiyonlar ligine giremiyoruz bu on sene olsun ama Rijkaard böyle gitmeseydi. Rijkaard hiç geitmeseydi.


Bu üzüntüyü hafifletebilecek tek bir şey olabilirdi, duygularımızla oynamayı iyi bilenler onu yaptılar zaten: Hagi. Bir Galatasaraylı 1996'dan beri neden yaşadığını sorgulamadıysa ona kızamazsınız. Cevabı basittir: 96-01 arasında zaten takımında Hagi vardır ve sonraki yıllarda hala onu özlemeye devam eder.

Ben şu yaşımda hala "Haccciiiiieeee" diye geziyorum evde, ki bunun için herhangi bir şey olmasına gerek yok. Hayat bir şeyle bütünleşince tetikleyiciye gerek kalmıyor. Şimdi gene o hiç gitmeyecekmiş gibi düşünüyorum. Bir gün gelemez, ve o gönderilemez. Ben on sene hiç bir kupa kazanamamış olsa da Hagi'nin o takımın başında olmasını istiyorum şimdi (on üst limit değil farazi bir sayı). Biri onu gönderirse benim ona olan sevgimi onun bize olan sevgisini yok sayacakmış gibi olacak. Tabii işler sevgiyle yürümüyor, her şeyin altında para yatıyor biliyorum, salak değilim. Ama istemiyorum. Paranın üzerinde uyuyamıyorum ben. Belim ağrıyor.

Bazı paranın kokusuyla kafa olmuş halde "Kral öldü yaşasın yeni kral." diye inlerken benim yaptığım o değil:

Frank Rijkaard Oley - I Love You Hagi

Cumartesi, Eylül 18, 2010

İttirerek

Bucaspor - Galatasaray / 18.09.10



Gene iyi oynamadık, son dakikalardaki kontra atakları saymazsak pozisyonumuz bile yoktu. İleriye asla yıkamadık oyunu. Ayağa pasta gene etkisizdik. Misimovic topla çok geride buluşabildi. Gene de üç puanı çıkardık. Pozisyon vermedik diyebiliriz. Geride açığımız yoktu. Ayhan son maçlardaki gibi takımın en iyisiydi, golü de attı. Golden sonraki Rijkaard'la beraber sevinmeleri çok güzeldi. Rijkaard'ın yüzünün gülmesini özlemişim.

Bu arada Ayhan'ın golü son şampiyonlukta Sivasspor'a attığı golü anımsattı. Rakipte de Bülent Uygun olunca tam yerine denk geldi. Güzel oldu.

Ayrıca bu kadar taraftarın geldiği maçın oynadığın sahanın bu kadar boktan olması da maçın içine etti. Stadın Işıkları bile yetersizdi.

Pazartesi, Eylül 06, 2010

Basketçi

Sinan Güler

Seviyorum bu adamı. Ya Efes'te kalsın, ya Galatasaray'a gelsin!


Pazar, Eylül 05, 2010

Destek

# Güncel haberleri okumak için haberin altındaki başlıklara bakabilirsiniz.

Yenilmez Armada Aşkıyla !

Türkiye'ye bu oyunu getiren ilk kulüp olan Galatasaray tarihindeki başarılara bir yenisi daha eklemek için bu sezon daha fazla hırsla, daha fazla inançla çalışıyor. Türkiye'ye Avrupa'dan kupa getiren takım Galatasaray basketbol şubesi bu sezonda taraftarlarıyla birlikte mücadele ediyor, taraftarını salonlara çağırıyor. Sosyal paylaşım sitesi olan Facebook'ta da basketbol şubesi hakkında yayın yapan Galatasaray Basketbol Şubesi hayran sayfası tüm basketbolseverleri ve Galatasaraylı taraftarları bekliyor.

Temmuz ayından itibaren yayında olan sayfada transfer haberleri, sezon öncesi hazırlık kampları, sezon öncesi hazırlık turnuvaları dahil olmak üzere bir çok konuda okuyucularına ayrıcalık tanıyan Galatasaray Basketbol Şubesi okuyucularını tam anlamıyla doyurmak için çok çalışıyor. Oyuncu analizleri, takım analizleri, sistem analizleri ile birlikte sayfasında okuyucularına takımımızın en son haberlerini, bilgilerini paylaşan Galatasaray Basketbol Şubesi hayran sayfası ekibi taraftarlarıyla daha da büyüyerek Yenilmez Armada'yı geri getireceğine inanıyor.

Sayfanın hayranları basketbol şubesinde olup biten herşeyden haberdar olurken, en yeni, en özel haberlere de ulaşabiliyor. Galatasaray basketbol şubesini dolu dolu yaşayan sayfanın hayranları takımının maç programına, istatistiklerine ve daha bir çok niceliğine ulaşabiliyor.

Liglerin başlamasıyla birlikte sayfanın hayranı olan Galatasaraylı basketbolseverleri bir çok süpriz ve yenilik bekliyor. Sezon içerisinde yapılacak etkinlikler ile maçlara VIP bilet kazanabilir, antremanlara konuk olarak katılabilirsiniz. Zaman zaman yapılacak etkinlikler ile birlikte oyuncularla tanışma fırsatıyla birlikte sezon sonunda imzalı forma kazanma fırsatını yakalayabilirsiniz.

Galatasaray Basketbol Şubesi hayran sayfası'na arkadaşlarınızla birlikte sizde katılın. Türkiye'ye bu oyunu getiren camianın ayrıcalıklarından faydalanın.

Perşembe, Eylül 02, 2010

Prekazi - Arda Turan - Resmi Site



30 Ağustos günü Prekazi yanında Jovanovic'le geldiğinde Galatasaraylılar oyuncuyu öneren adamın adına hürmeten eyvallah demişti. Her yerde hangi Jovanovic olduğu tartışılmaya hangisinin daha yararlı olacağı konuşulmaya başlandı. Aynı gün saat 20.30'da resmi sitede Marko Jovanovic'le ilgilenilmediği duyuruldu aradan bir kaç dakika geçmeden Marko ismi Branislav'la değiştirildi. Kaos biraz iktidarda kaldı ve Prekazi'nin dünkü açıklamalarıyla iktidardan düştü. İşbilmezliğin hükümdarlığını hiç bırakmadığı ortaya çıktı.

Yönetimin önce bu oyuncuyu transfer etmek istediği ve daha sonra diğer transferlerle ilgili gelişmelerden dolayı vazgeçtiği açık. Yurdaşen Karahasan da bu şekilde anlatmış. Ancak sen imzaya çağırdığın oyuncuyu bonservisini alıp gelmiş olmasına rağmen öyle ortada bırakıyorsan ve bu oyuncunun referansı ve birlikte geldiği adam senin en büyük bir kaç efsanenden biriyse yaptığın işlerin tümünden olumlu bir şey beklemek ahmaklık oluyor artık. Bu adam Prekazi olmasa bile her hangi birisi olsa bile yapılan büyük bir ayıp ancak tanıdığın, Galatasaray'ın adını ağzından düşürmeyen bir adama böyle bir tutumda bulunmak işbilmezliğin daniskasıdır. Buraya eminim ki büyük hayallerle gelen bir futbolcuyu da böyle karşılamak, Galatasaray'ın adını küçültmek de üzerimize çok yakıştı. Bugün, Adnan Polat %100 Futbol'da konuşacak. Umarım konuşulmaya değer bulup da bu konu üzerinde de bir kaç laf eder.



Resmi siteden bir açıklama da 31 Ağustos günü saat 20.29'da geldi. Arda Turan'a Atletico Madrid'den yapılan transfer teklifinin reddine dair açıklama transfer teklifinin belgesiyle beraber sunuluyordu. İşbilmezliğin diğer bir adımını böyle attı Galatasaray. Amacın, kulübü ve oyuncuyu yükseltmek olduğu muhakkak, ancak "Vallahi billahi teklif var Arda'ya hem de 11 milyon Euro, inanmazsan çıktı alalım" muhabbeti bu kulübe yakışmayan bir şey. Bence, Arda'ya gelmiş bir teklifin reddedilmesi açıklanmak zorunda olmadığımız bir haberdir ancak son günlerdeki "Gidiyor" temalı haberlerden sonra bu açıklama normal karşılanabilir, ama o fotoğrafı koymak nedir be kardeşim. Ayıptır. Görmemişliktir.



Söze konu olabilecek son haber de galatasaray.org adresinin Insua ve Misimovic transferleriyle ziyaret rekoru kırdığının açıklanması.Bu övünülecek bir şey olabilir. Taraftarların takım hakkında bilgiye ulaşmak için didindiklerini gösterir ancak bir yandan da taraftarın bir taranfer görebilmek için bir günde 3.507.260 sayfa gösterimi yapacak hale düşürüldüğünün haberidir. Zaten taraftar her şeyi transfer üzerinden okuyan bir kitleye dönüşmüşken, ve ne olursa olsun hala insanların birincil konusu Galatasaray iken bu insanlara sinir krizi geçirmeyecek şekilde davranmak lazım.

Galatasaray kendisine yakışan kıyafetlerini üzerinden çıkaralı çok oldu. Biz ise hala kulübün tarihinden gelen seslerle kendimi avutuyoruz. Yönetimin unutmaması gereken söz ise "Bizi sevenleri üzmeyelim." olmalıdır. 

Misimovic ve Insua & Galatasaray Dizilişi


Sürekli Avrupa Kupalarının öneminden dem vuran Galatasaray, havalar daha soğumadan elendi Avrupa'dan. Bunun tek olumlu yanı, seneye Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılma şansının artırılması olacak. 4 sezondur o uhrevi müzikle maça çıkamamış takımın yapması gereken şey şampiyon olmak. Bu doğrultuda, Avrupa'da oynayamayacak transfere ne gerek var serzenişi gayet absürt. 

Galatasaray'ın kadro yetersizliğinden oldukça bahsedildi. Orta alanda Barış-Mustafa-Ayhan üçlüsünün kalitesizliği hücum yollarında emniyet şeridinde dörtlüleri açmış duruyorken, defansta da herkese yeşil ışık yakıyordu. Rijkaard'ın savunma oyuncusu istediğini ayrıca geçen sezon Neill-Hakan ikilisiyle tandemi oluşturduğunu da biliyoruz. Yani takımın hocası defanstan da memnun değildi. Misimovic ve Insua transferleri bu veriler ışığında oldukça mantıklı gözüküyor.

Insua'nın sol beke yerleşmesiyle, yaz dönemindeki açıklamalarıyla irrite etmiş ve Rijkaard'ın geçen sezondan istemediği ancak el mahkum oynattığı Servet'in yerine son zamanlarda formsuz olsa da, kızsak, küfür etsek de zaman zaman, Hakan'ın geçeceği ortada gibi. Böylece ayağı diğerlerine göre daha iyi pas yapabilen ve sol ayaklı olan bir sol stoper yer alacak Neill'in yanında.

Asıl ilginç durum orta sahada. Tabii ki rotasyon olacaktır ve maalesef çokça sakatlıklar yaşanacaktır ama Rijkaard'ın kadronun tamamı şekillendikten sonra kafasında bir şablonu ve alternatifli bir on biri de olacaktır.


Galatasaray'ın dizilişini değiştirmesi oyun felsefesini değiştirmesini gerektirmiyor. 4-3-3 ile alan paylaşımı çok daha verimli olsa da oyuncu kadrosunun bu yapıya elverişli olması gerekiyor biraz da. Ayrıca asıl önemli farklılık kanat oyuncularının oyununda saklı. Galatasaray'ın kadrosu ise Rijkaard'ın hangi bir Türk'ü ve hangi bir yabancıyı oynatacağı seçimine bağlı. Yukarıdaki diziliş Skibbe dönemindeki Kewell-Lincoln-Arda üçlüsüne sahip olan dizilişi andırıyor. Lincoln ve Kewell yerine Misimovic ve Elano'nun yer alması kanatların forveti ikilemesini(yeri geldiğinde üçlemesini) zor kılıyor. Elano ve Arda; Kewell, Keita ve Gio gibi forvet oyununa yatkın değiller. Orta saha yönleri daha kuvvetli bu ikisinin. Bu şekilde pas oyununa daha yaktın, daha doğrusu bireysellikten daha uzak ve ortadan ara paslarla veya kanatlara açılan oyunla skora gidebilecek bir oyun yapısı sergilenebilir. Cana'nın yanında kim kullanılır tahmin edemiyorum. Barış pres özelliğiyle öne çıkıyor. Ayhan son maçlarda eskiye göre daha çok top çalıyor ve ayağı diğer ikisine göre daha düzgün. Mustafa Sarp ise mücadeleci gözüküyor ve ileriye daha çok çıkıyor ama maalesef hem hücumda etkisiz hem de savunmada fazla temastan kaçıyor. 


Misimovic'in iç oyuncusu olarak kullanılmayacağını düşünüyorum. Böylece ikinci forvet gibi olmasa da, forvet oyuncusuna daha yakın olabilecek ve son pasları verebilecek konumda olacaktır. Bir nevi Lincoln hesabı. Bu nedenle Cana'nın önünde iki iç oyuncusu olan düzen yerine, top kazanan savunmacı Cana, nispeten forvetlere yakın hücumcu Misimovic ve bu ikili arasındaki köprü olarak Elano üçlüsü 4-3-3 dizilişiyle sahaya çıkılması durumunda en olumlu orta saha gibi görünüyor. Ancak kanat forvetlerden birinin Arda olacağı malumken diğerinin yabancı kısıtlaması nedeniyle Aydın veya Serdar olması gerekiyor, ki bundan alınacak verim orta sahadan bir oyuncunun Türk olmasına nazaran daha az. Serdar ve Aydın'ın golcülükleri yani bir bakıma forvet özellikleri kısıtlı. Bu nedenle Elano'nun yerine ortada Barış-Ayhan-Mustafa üçlüsünden biri kullanılıp, forvete yatkın olan Kewell veya Pino ile başlanabilir. 

Yani Galatasaray'ın oyun yapısını asıl belirleyecek olan şey kanat oyuncularının hangi futbolcular olacağı gibi duruyor. Ben 4-2-3-1 tarzı dizilişin daha verimli olacağını düşünüyorum. Elano diğerlerinden daha fazla Rijkaard'ın tarzına yakın ve onun istediklerine giden yolda daha fazla yardımcı olabilir. Sonuçta takımda rotasyon ve sakatlıklar olacaktır ve Rijkaard tabii ki takımın hocası olarak doğrusunu yapacaktır. Bu sadece bir öngörü, bir düşünce olarak geleceğe dair bir beklentiden öte değil.





Çarşamba, Eylül 01, 2010

Ulusal Maç Şovenizmi



Futbol maçlarında karşımıza yıllardan beri çıkar bu "milli takımı tutmak"tan öte milliyetçilik. Benim hatırladığım son on yıldır da basketbolda fazlasıyla prim yapıyor.

Basketbol arenasında Yunanistan - Türkiye maçlarının daha sıklıkla yapılması bu konuda çok etkili. Kazanıldığı zaman denize dökmeden duramıyor Türkiye tarafı. Yenilince de hakemler zaten Yunan yalakası. Sonra PAOK taraftarı görsel hazırlayınca çemkirirsin işte. Senin ne farkın var ki ikiniz de aynı boksunuz.

Murat Murathanoğlu, ki herhangi bir Türk'ün var olmadığı maçlarda çok ayrıdır, basketbolun fondaki sesidir,  özellikle bugünkü Türkiye - Yunanistan maçında spikerlik değil gene taraftarlık yapmıştır. Sürekli hakem üzerinden oynamıştır. Ağız tadıyla bir maç izlememe engel olmuştur. Bu da hiç hoş değil. Bunu çok sevdiğim Murat Kosova da yapardı NTV zamanlarında. Hidayet ve Mehmet'li NBA maçlarında da her ikisinin her pozisyonda mutlaka katkısı vardı.

Neyse, milliyetçilik her şeyde olduğu gibi sporda da zarar. Ayrıca her Türkiye vatandaşı, Türk Milli Takımı'nı tutmak zorunda da değil.

Pazartesi, Ağustos 30, 2010

Sonunda

Eskişehirspor - Galatasaray / 29.08.10


Galatasaray bugün de iyi futbol oynamadı ama alınan galibiyet yüreğimi soğuttu. Su kaynatmaya başlamıştım, her maçta tedirgin ama her maçtan umutluydum. Sadece Galatasaraylılara özgü bir şey mi bu, bilmiyorum ama ne kadar kötü olursak olalım bir sonraki maçta galibiyet alınacağına dair umutlarım hep yüksek oluyor. 

Barış sağda, Elano solda, Arda forvet arkası serbest olarak başladı maça. Açıkçası böyle beklemiyordum oyuncuların pozisyonlarını. Elano sağda, Arda solda veya Elano ortada, Arda Solda olabilir diye tahmin etmiştim. Yani Rijkaard maça tamamen kanatsız çıktı. Tam bir hücumcu bek olmayan Ali Turan'ı ve ters kanatta oynayan Serkan Kurtuluş'u da buna dahil edersek oyunu ileriye yıkması ve kanatlara açması zor olacaktı takımın. Fakat bu pozisyon dağılımı da ortayı daha sağlam tutmaya yaradı. Özellikle ilk yarıda orta saha Eskişehirspor tarafından çok rahat geçildi ama başka türlü olsaydı Galatasaray için çok daha zor olabilirdi. 

İlk yarıda iki kaleci hatası gol getirdi. Ivesa, beni ilgilendirmez. Ufuk için ise bu gol benim gözümde her hangi bir değişiklik yaratmamıştır. Olur böyle diyorum. İkinci yarıda ise Aydın girince önce sağ kanatta gözükse de sonra sola geçti ve Arda ortada serbest, Barış sağda oynamaya devam etti. En azından oyuna canlılık getirdi Aydın. Gösteremediği gelişme yüzünden çok eleştiriliyor ama Serdar Özkan'dan daha üstün olduğu çok açık. Galatasaray'ın ısrarı iki gol daha getirdi. Arda'nın güzel pası ve iyi koşusu golü sağladı. Maçtaki 12 kornerden biri de üçüncü golü getirdi.

Skor üstünlüğü iki dakika içinde gelince Galatasaray rahatladı normal olarak. Kadro yapısı maalesef oyunu rakip sahaya yıkmaya elverişli olmadığı için gene geriye yaslandık ve 2-3 pas hatası dışında çok da önemli bir zorluk çıkmadı karşımıza, ki Eskişehirspor da oyundan düştü. 

Benim asıl beklediğim lig tatiliydi. Galatasaray bugün kaybetmiş olsaydı da ben gene umutlu olacaktım.Yine de galibiyet moraliyle ara vermek çok daha etkili bir durum. Bu aranın çok gerekli olduğunu düşünüyorum. Sabri, Pino, Kewell iyileşecek; takıma yeni adamlar gelecek. Ayrıca Karpaty ve lig maçlarının getirdiği moral çöküntüsü giderilecek. Keşke Arda ve Sabri de Hiddink tarafından çağrılmamış olsalardı, onlar da bu ortamda zihinlerini yenileyebilselerdi.

Perşembe, Ağustos 26, 2010

10/11 Sezonu Şampiyonlar Ligi


Şampiyonlar Ligi'nde gruplar yukarıdaki şekilde oluştu. Süper Lig takımı Bursaspor'un Manchester'a gideceğini tahmin ediyordum, Rangers'ı da aynı grupta görünce tahminden ziyade bir isteğe dönüştü bu. Ada havasını bol bol alacak Bursaspor futbolcuları. Oradaki düzeni, sistemi görmek için hoş bir fırsat. Sayelerinde biz de güzel takımları izleyeceğiz özellikle Manchester United'ın en az iki grup maçını izleyebileceğimiz garantilendi.



Gruplarda ilk ikiye girecekler tahminlerim:

A Grubu
Inter - Tottenham

B Grubu
Benfica - Schalke

C Grubu
Manchester United - Valencia (istek: Rangers)

D Grubu
Barcelona - Rubin/Kopenhag

E Grubu
Bayern - Roma

F Grubu
Chelsea - Marsilya

G Grubu
Real Madrid - Milan

H Grubu
Arsenal - Braga